İnsan yaşadığı Gel-Git 'lerde aklını mı kalbini mi dinlemeli?

23 Haziran 2010 Çarşamba

Devr-i Âlem


Büyük Gel-Git'li bir şiir ...



Dönüyorum, duruşsuz dönüyorum!
Kâh şeyh yapımı,
 Tutulmuş bir mevlevi misali,
Hu hu,hu hu !
Adeta Harikalar Diyarı’nda gibiyim.

Dönüyorum, duraksız dönüyorum!
Kâh nefis yapımı,
Şaşmış bir dünya misali,
Pat küt, pat küt!
Adeta Rüsvalar Diyarı’nda gibiyim.


Dönüyorum, durmadan dönüyorum!
 Kâh Tanrı yapımı,
Kurulmuş bir saat misali,
Tik tak, tik tak!
Adeta Kuklalar Diyarı’nda gibiyim.

beceriksiz bir kalemim ben :(

bilirsin mutlaka havadan sudan konuşanları.peki havadan sudan yazanları duydun mu hiç?öyle küçük şeyler yazan, hisli bir kalemim ben.

dualar yazdım; tüm kırık şeyler için.kırık bir cam, kırık bir şemsiye ve kırık bir kalp için edilen dualar yazdım cevabı göklerden gelen.

ilkokuldan terk çocukların hikayesini anlattım.ve gerçekten de şairin dediği gibi, her çocuğun içinde kendinden büyük bir çocuk varmış, anladım.

mektuplar yazdım.uzaktaki, yakındaki herkese..bilsen öyle zorduki cevaplarını beklemek.

sonu kötü biten şeyleri tekrar yazdım.tahmin edemezsin cevahir'in kırmızı arabasına kavuşması için ben ne kadar uğraştım.

en çok ta bülbülle yazıştım ama ona ne yazdığımı anlatmamam gerekir.çünkü onu bir çeken bir de bülbül bilir.

çoğu kez önümdeki kağıt buruşturulduğunda, sabretmeyi öğrendim ve sabırdan bahseden şeyler yazdım.yıldızlı izini bir türlü takip edemediğim, ve ne vakit dinlendiklerini bir türlü kestiremediğim dostlarım salyangozla karıncadan söz açtım.

mutsuz bir kedinin hikayesi favorimdi.hiç farketmemiştim mırıltılarında gizli olan şeyi.hiçbir zaman kolay olmayacak ona çıkan yol öyle bir parça ciğer vermek gibi.

sevinçle, üzüntüyle, heyecanla, sıkıntıyla çırpınan cümleler kurdum.çok cümleler..ve daha çok cümleler kuracağım geceleri dışarda kalmaktan korkan kaldırımlar, soğuktan kıpkırmızı kesmiş dudaklar, eşi kaybolmuş çoraplar ve guguklu saatlerdeki kuşlar için...daha çok yazacağım küçük şeylerden hislice.

ama kutsal olan herşey aşkına! kalp ile akıl arasında olanlardan söz açacak olsam, işte bunu beceremez, tam da burda biterdim.

22 Haziran 2010 Salı

Zaman ve Bitişsiz Soru İşaretleri


Zaman ve Bitişsiz Soru İşaretleri
Zaman , zaman ,zaman! Ne zaman geldi , ne zaman geçti bunca vakit ,onca zaman? Anlayamıyor aklım, belki de gücü mü yetmiyor ne? Sarışın güneşin takvimine bakıyorum da mısırlılar gibi hesap yaparak yirmi artı bir yıl olduğunu görüyor kahverengi ve meraklı gözlerim. Dile kolay, yirmi bir yıl olmuş! Pehh sesi çıkıyor ağzımdan! Hayrete kapılıyorum! Hadi ordan diyeceğim olmayacak! Ben olsam olsam şu bir yanı bayat hayatta  bir gün ya da bir günün birazı kalmışımdır diyeceğim. Gene olacak mı? Olmayacak!... Niye mi? Şu zaman denen ucu başı gözükmeyen şey izafiymiş. Yani göreceliymiş. Örneklemek gerekirse sana göreceymiş, bana göreceymiş… Bu m-mışların ve  -mişlerin yüzünden aklım dumurda. Anlamıyor bir türlü, sanırım şu uzayan uzayda aklım hala darda…
Ama diğer taraftan kalbim ise  huzurun renginde. Adeta bağlamış kendini sonsuz,yüce ve harika bir sevgiliye, bu yüzden rahat mı rahat. Bi bakın şunun keyfine ohh… Cennetle müjdelenenler gibi şen şakrak sanki. Her neyse sonuçta  zaman  işte geçiyor bana sormadan bir şekilde. O su gibi akıyor akıyor yolunu buluyor.   Ve zaman apansız aklımda mantar gibi soru işaretleri bitiriyor. İstemediğim kadar, ve  de doğu-batı filozoflarınca bile istenmeyecek kadar. Akıl toprağım sorudan mantarla doldu taştı. İşte buyrun bakın mantarların tadına. Ama önce teker teker , özenle toplayın ezmeden büzmeden. “Buyrun cenaze namazına” dedirtecek  sorulara:  “Sizce zaman kendinden haberdar mı?” Bence değil , çünki dakikalar birbirine sormadan yoluna devam ediyor. Saniyeler de birbirine tanımayan ayrı devlet.Zamanın başı var mı, varsa nerde?  Siz yakalayabilir, bulabilir misiniz? Zamanın ortasında mıyız? Zaman bize göre midir?  Yani darvinin dedesi maymunların da zamanı var mı, veyahut bitkilerin zaman endişesi var mı? “ Zamanı geçmiş, şimdiki ve gelecek diye algılayan biz miyiz? Biz algıcı yaratıklar mıyız neyiz?
Sıkıldınız bu sorulardan tahminliyorum ama son birkaç sorucuk daha söz. Gelecek zaman gelecekte bize ne getirecek? Değişmeler iyi yönde mi  olacak yoksa kötü mü? Bize mutluluğu mu , hüznü mü getirecek? Bize sonu mu getirecek, sonsuzluğu mu? Son olarak da şunu cevaplayabilir misiniz noksan,mahdut ve  mahluk  insanlığın insanları : Zaman bizim kalbimize huzurun kod adı Cennet’i mi getirecek yoksa hüznün kod adı Cehennemi mi?..