İnsan yaşadığı Gel-Git 'lerde aklını mı kalbini mi dinlemeli?

23 Haziran 2010 Çarşamba

Biz Bu Uzayan Uzayda Neyin Nesi Neyin Fesiyiz ,abi ?



Biz neyiz, neciyiz?

Bizler on parmaklı, iki bacaklı, iki kollu, iki gözlü , bir akıllı, bir kalpli insanlar neyiz? Bitki mi , hayvan mı, kişi mi, doğa mı, evren mi, yoksa Tanrı mıyız ? Bana kalırsa hepsinden bi gıram olmalı diyen mahluklarız , yani yaratıklar. Ve bizler sokaktaki itoğlu itler gibi başıboş programlanmamışızdır diye düşünüyorum. Bizleri yaratan yüce bir Mühendis var Alexandar Pope’nin söylediği gibi. Ve bizleri yaratan en karışık bilgisayarlardan daha karışık ama basitçe yaratmış. Bizler androidlerin en son merhalesi gibiyiz. Yani Robocop’tan aşa yanımız yok dahası yukarımız var. Ve nasıl çalışırız biz insanlar? Kalbimiz Tanrı-yapımı saat misali ayarlanmış tik tak tik tak çalışıyor. Dahası aklımızda bilgisayar işlemcisi gibi çalışıp gidiyor. İnanılmaz ama gözlerimiz beş yüz yetmiş dört mega piksel kamera vs…    

Şimdi yakışıklı bir soru. Böyle harika, kompleks bir yaratığa bir yazılım hazırlamıştır değil mi Yüce Zeka? Elbette. Peki nasıl bir software yani yazılım hazırlamıştır yüce Mühendis? Sanki Bill Gates’ in windows gibi yada  linux gibi diyen aklınızın seslerini işitiyorum… Bence bizleri yaratan Yaratıcı bizlere göksel, ilahi bir işletim sistemi vermiş, mükemmel kusursuz. Ne mi? Bir meleğin itinalı kargoculuğuyla gelen, çağların en büyük network’ü yani ağı dindir! Din nedir? Din güneştir ve her cinsten karanlıkları aydınlatır. Geceyi aydınlatır, geceye dönüşmüş gündüzleri aydınlatır. Hatta geceleşmiş, kararmış felsefeleri aydınlatır hem de bir huzmeyle bile. Dahası belki de en önemlisi iç karanlıkları aydınlatır. İçiniz gün ortası gibi aydınlık mı yoksa gecenin leylesi gibi karanlık mı? Benimkini sorarsanız biraz aydınlık biraz karanlık yani loş bir içim var. Tam manasıyla araftayım gene… Allah ötedeki araftan korusun beni ve bizi…

Son tahlilde, herkes bu göksel işletim sistemini belleğine adam akıllı kursa ve gücün yettiği kadar uygulasa sorun ,kargaşa çıkar mı? Saat gibi dönmez mi feleğin çarkı? Çıkar mı hem içsel dünyada hem de dışsal Dünya’da? Hani bir söz var ya “ herkes evinin önünü süpürse her yer pir u pak olmaz mı ?” diye ben de ona benzer bir sözle kapatmak istiyorum celsemi: Herkes Göksel İşletim Sistemi kursa kendisine bırak Dünya’yı kâinat pir u pak olmaz mı?














Bir hayal mi tutsak ne?


Nasıl olur Dünyalı arkadaşlarım...
Bir hayal tutsak!

Bu gece ay ile yıldız arasına hamak kursak
Şöyle çakır keyifle uzansak
Yaşanmış tüm öcülükleri bi kenara sallasak
 
Sonra da bir uyusak
Pir uyusak
Mahmur gözlerle

El değmemiş
Akıl değmemiş
Kalp değmemiş
Cicili, enfes ve bakir-e Cennet’e uyansak!

çok şeyler var; birkaçı

şimşek biçiminde kırışıklıklar vardır kimi zaman iki kaşın arasında. gözler düşünmeye koyulduğu zaman çakarlar. biliyor muydun, gözler sadece bakmaz, sadece dalıpta gitmez, düşünürlerde.

çoğu kalemin tepesindeki silgiyle alıp veremediği birşey vardır, ve alıp veremediği o şey elbette ki yazdıklarıdır.

gelin arabasıyla önündeki bebek arasında plakalar vardır süslü; evleniyoruz, mutluyuz.

sınıra çalan bir c-E-saret vardır siyahla beyaz arasında. bazen ayrılırsın sınırdan ve artık herşey gridir.

serçe parmakla yüzük parmağı arasında garip bir ilişki vardır. biri ürkek, biri umut, soluk soluğa koşturup dururlar ellerden kalbe.

anlatamıyacağım bir şey var şiirle duygu arasında. yüzüne gülerse, ağlarsın. o zaman sen de anlarsın.

seçimler vardır yollar arasında, ve çok yol vardır herbiri bir yere çıkan. kendine çıkanı tuttuğun zamanlarda kimseye söyleyemediğin birşey vardır içinde.

görmüş geçirmiş bir sıçanla kapan arasında bıkkın bir ilişki vardır, ama o ısrarla bu yaştan sonra kimseyle arasında birşey olmadığını söyler durur.

pas tutmuş köprüler vardır bakımsız sevgiler arasında. bu köprülerden geçerken düşmemek için kendini zor tutar gözler.

bir de gündüzler vardır zaten. başka da yok. iyi ki de var o gündüzler, gecelerle senin aranda...

Devr-i Âlem


Büyük Gel-Git'li bir şiir ...



Dönüyorum, duruşsuz dönüyorum!
Kâh şeyh yapımı,
 Tutulmuş bir mevlevi misali,
Hu hu,hu hu !
Adeta Harikalar Diyarı’nda gibiyim.

Dönüyorum, duraksız dönüyorum!
Kâh nefis yapımı,
Şaşmış bir dünya misali,
Pat küt, pat küt!
Adeta Rüsvalar Diyarı’nda gibiyim.


Dönüyorum, durmadan dönüyorum!
 Kâh Tanrı yapımı,
Kurulmuş bir saat misali,
Tik tak, tik tak!
Adeta Kuklalar Diyarı’nda gibiyim.

beceriksiz bir kalemim ben :(

bilirsin mutlaka havadan sudan konuşanları.peki havadan sudan yazanları duydun mu hiç?öyle küçük şeyler yazan, hisli bir kalemim ben.

dualar yazdım; tüm kırık şeyler için.kırık bir cam, kırık bir şemsiye ve kırık bir kalp için edilen dualar yazdım cevabı göklerden gelen.

ilkokuldan terk çocukların hikayesini anlattım.ve gerçekten de şairin dediği gibi, her çocuğun içinde kendinden büyük bir çocuk varmış, anladım.

mektuplar yazdım.uzaktaki, yakındaki herkese..bilsen öyle zorduki cevaplarını beklemek.

sonu kötü biten şeyleri tekrar yazdım.tahmin edemezsin cevahir'in kırmızı arabasına kavuşması için ben ne kadar uğraştım.

en çok ta bülbülle yazıştım ama ona ne yazdığımı anlatmamam gerekir.çünkü onu bir çeken bir de bülbül bilir.

çoğu kez önümdeki kağıt buruşturulduğunda, sabretmeyi öğrendim ve sabırdan bahseden şeyler yazdım.yıldızlı izini bir türlü takip edemediğim, ve ne vakit dinlendiklerini bir türlü kestiremediğim dostlarım salyangozla karıncadan söz açtım.

mutsuz bir kedinin hikayesi favorimdi.hiç farketmemiştim mırıltılarında gizli olan şeyi.hiçbir zaman kolay olmayacak ona çıkan yol öyle bir parça ciğer vermek gibi.

sevinçle, üzüntüyle, heyecanla, sıkıntıyla çırpınan cümleler kurdum.çok cümleler..ve daha çok cümleler kuracağım geceleri dışarda kalmaktan korkan kaldırımlar, soğuktan kıpkırmızı kesmiş dudaklar, eşi kaybolmuş çoraplar ve guguklu saatlerdeki kuşlar için...daha çok yazacağım küçük şeylerden hislice.

ama kutsal olan herşey aşkına! kalp ile akıl arasında olanlardan söz açacak olsam, işte bunu beceremez, tam da burda biterdim.

22 Haziran 2010 Salı

Zaman ve Bitişsiz Soru İşaretleri


Zaman ve Bitişsiz Soru İşaretleri
Zaman , zaman ,zaman! Ne zaman geldi , ne zaman geçti bunca vakit ,onca zaman? Anlayamıyor aklım, belki de gücü mü yetmiyor ne? Sarışın güneşin takvimine bakıyorum da mısırlılar gibi hesap yaparak yirmi artı bir yıl olduğunu görüyor kahverengi ve meraklı gözlerim. Dile kolay, yirmi bir yıl olmuş! Pehh sesi çıkıyor ağzımdan! Hayrete kapılıyorum! Hadi ordan diyeceğim olmayacak! Ben olsam olsam şu bir yanı bayat hayatta  bir gün ya da bir günün birazı kalmışımdır diyeceğim. Gene olacak mı? Olmayacak!... Niye mi? Şu zaman denen ucu başı gözükmeyen şey izafiymiş. Yani göreceliymiş. Örneklemek gerekirse sana göreceymiş, bana göreceymiş… Bu m-mışların ve  -mişlerin yüzünden aklım dumurda. Anlamıyor bir türlü, sanırım şu uzayan uzayda aklım hala darda…
Ama diğer taraftan kalbim ise  huzurun renginde. Adeta bağlamış kendini sonsuz,yüce ve harika bir sevgiliye, bu yüzden rahat mı rahat. Bi bakın şunun keyfine ohh… Cennetle müjdelenenler gibi şen şakrak sanki. Her neyse sonuçta  zaman  işte geçiyor bana sormadan bir şekilde. O su gibi akıyor akıyor yolunu buluyor.   Ve zaman apansız aklımda mantar gibi soru işaretleri bitiriyor. İstemediğim kadar, ve  de doğu-batı filozoflarınca bile istenmeyecek kadar. Akıl toprağım sorudan mantarla doldu taştı. İşte buyrun bakın mantarların tadına. Ama önce teker teker , özenle toplayın ezmeden büzmeden. “Buyrun cenaze namazına” dedirtecek  sorulara:  “Sizce zaman kendinden haberdar mı?” Bence değil , çünki dakikalar birbirine sormadan yoluna devam ediyor. Saniyeler de birbirine tanımayan ayrı devlet.Zamanın başı var mı, varsa nerde?  Siz yakalayabilir, bulabilir misiniz? Zamanın ortasında mıyız? Zaman bize göre midir?  Yani darvinin dedesi maymunların da zamanı var mı, veyahut bitkilerin zaman endişesi var mı? “ Zamanı geçmiş, şimdiki ve gelecek diye algılayan biz miyiz? Biz algıcı yaratıklar mıyız neyiz?
Sıkıldınız bu sorulardan tahminliyorum ama son birkaç sorucuk daha söz. Gelecek zaman gelecekte bize ne getirecek? Değişmeler iyi yönde mi  olacak yoksa kötü mü? Bize mutluluğu mu , hüznü mü getirecek? Bize sonu mu getirecek, sonsuzluğu mu? Son olarak da şunu cevaplayabilir misiniz noksan,mahdut ve  mahluk  insanlığın insanları : Zaman bizim kalbimize huzurun kod adı Cennet’i mi getirecek yoksa hüznün kod adı Cehennemi mi?..